php KelebeÄŸin Dersi..
Eki 11

Yolumuzdaki Engeller..
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
kocaman bir kaya koydurmuÅŸ, kendisi de pencereye oturmuÅŸtu.
Bakalım neler olacak?.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene
kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar
vergi alıyor, ama yolları tutamıyordu. Sonunda bir
köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı
ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden
sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin
durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu
vardı içinde.

“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kiÅŸiye aittir” diyordu kral.

Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir almıştı.

“Her engel, yaÅŸam koÅŸullarınızı daha iyileÅŸtirecek bir fırsattır.”

bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir,
gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
BaÅŸka doktorlar çaÄŸrılır… UÅŸak’ın ileri
gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.
Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri
uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul’a götürmeye karar verirler.
İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler,
tomografileri çekilir, testler yapılır… Görünüşe bakılırsa
turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan
baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran bu defa da
apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre
moda, Zurih’e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca
profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç:
Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman
Efendiye aÄŸrı kesici iÄŸneler verilir, ülkesine dönüp “dinlenmesi”, daha doÄŸrusu son günlerini -evinde-
geçirmesi tavsiye edilir. bitkin, aile periÅŸan. “Kader”
denilir, UÅŸak’a dönülür. yayla evinde bir odaya yatırılır
ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi
Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş
ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
Berber Mehmet bir an düşünür. “Beyim?” der, “Sakın sizin burnunuzda kıl
dönmüş olmasın” Bir bakar, “Hah iÅŸte der. “Kıl dönmüş.” Osman Efendinin
şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı
çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya
koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın
ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman
Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması
geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp
gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o
zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına
gelmemiÅŸtir. SapasaÄŸlam ayaÄŸa kalkan , Berber Mehmet’i çağırtır
ve ona bir servet bağışlar.



Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar
sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir
benzetme yapmış.
“EÄŸer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar
sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı bugün 500 dolara
alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu
atmamız mümkün olacaktı”

Birkaç gün sonra VW firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış.
“EÄŸer otomotiv sektörü in iÅŸletim sistemi gibi
gelişmiş olsaydı, her alacağımız arabada tek koltuk olacak,
diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda
kalacaktık; arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle
çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı
ışıkları yerine üzerinde
ARABANIZ GEÇERSİZ BİR İŞLEM YÜRÜTTÜ VE KAPATILACAKTIR
yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra
arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde
HAVA YASTIKLARI AÇILACAK EMİN MİSİNİZ
diyen bir ışık yanacaktı”

Sevgi (İbretli )

Bir gün sormuÅŸlar ermiÅŸlerden birine: “Sevginin sadece sözünü
edenlerle, onu yaÅŸayanlar arasında ne fark vardır?” Bakın göstereyim
demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları
çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “ErmiÅŸ bu kaşıkların
ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de ÅŸart koymuÅŸ. Peki
demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun
geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar
gelmiÅŸ oturmuÅŸ sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun
boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak
içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar
sofradan iÅŸte demiÅŸ ermiÅŸ, ‘kim ki sofrasında yalnız kendini
görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de
doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da
unutmayın, pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

MAHKEME SORULARI
Aşağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından
sorulmuş sorulardan derlenmiştir. Avukatlarımız
(özellikle de bizim tanıdıklarımız!!) hiç alınmasın
lütfen, çünkü bu sorular amerikan mahkemelerinde sorulmuş
ve yanıtlanmış, sadece türkçeye çevrilmiş..

1. “Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına
kadar bunun farkına varamaz, deÄŸil mi doktor?”
2. “En genç olan oÄŸlunuz, hani su 20 yaşında olan, kaç
yaşındaydı?”
3. “Resminiz çekilirken orada mıydınız?”
4. “Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?”
5. “SavaÅŸta öldürülen kardeÅŸiniz miydi yoksa siz miydiniz?”
6. “Sizi öldürdü mü?”
7. “Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?”
8. “Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?”
9. “Kaç kere intihar etmeyi baÅŸardınız?”
10. Soru: “8 aÄŸustosta mı hamile kaldınız?”
Cevap:”Evet.”
Soru: “peki o anda siz ne yapıyordunuz?”
11. Soru: “Üç çocuÄŸunuz var, deÄŸil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Kaçı erkek?”
Cevap: “Erkek yok.”
Soru: “Hiç kızınız var mi?”
12. Soru: “Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, deÄŸil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?”
13. Soru: “Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız,
deÄŸil mi?”
Cevap: “Evet, Avrupa’ya…”
Soru: “EÅŸiniz de sizinle geldi mi?”
14. Soru: “İlk evliliÄŸiniz niçin sona ermiÅŸti?”
Cevap: “Ölüm sebebiyle.”
Soru: “Kim ölmüştü?”
15. Soru: “Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?”
Cevap: “Orta boyluydu, sakalı vardı.”
Soru: “Erkek miydi yoksa kadın mi?”
16. Soru: “Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?”
Cevap: “Bugüne kadar ki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım.”
17. Soru: “Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaÅŸtık mi?
Åžimdi, hangi okula gidiyorsunuz?”
Cevap: “Sözlü.”
18. Soru: “Otopsiye baÅŸladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?”
Cevap: “Aksam 8:30 civarında baÅŸladık.”
Soru: “Bay___ o esnada ölü müydü?”
Cevap: “Hayır, sandalyeye oturmuÅŸ neden otopsi yaptığımı merak ediyordu.”
19. Soru: “İdrar örneÄŸi verme imkanınız var mi?”
Cevap: “Kendimi bildim bileli yapabilirim.”
20. Soru: “Otopsiye baÅŸlamadan önce Bay …..’nin nabzına
baktınız mi doktor?”
Cevap: “Hayır.”
Soru: “Kalbini dinlediniz mi?”
Cevap: “Hayır.”
Soru: “Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?”
Cevap: “Hayır.”
Soru: “O halde siz otopsiye baslarken Bay ___ hala yaşıyor
olabilir, deÄŸil mi?”
Cevap: “Hayır.”
Soru: “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?”
Cevap: “Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun
içindeydi.”
Soru: “Yine de hasta hala yasıyor olamaz mıydı?”
Cevap: “Evet, hatta ÅŸu anda bir mahkeme salonunda avukatlık
yapıyor olabilir.”

MİLLETÇE KÖTÜMSER MİYİZ? ( )

Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman
Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia
etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. Bitişik sözcüklerden
oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden
okumalarını istemiş:
“THEGODISNOWHERE”
Katılımcıların hepsi bu cümleyi:
“THE GOD IS NO WHERE”
diye okumuÅŸ. Yani “Tanrı hiçbir yerde deÄŸildir” seklinde.
Uzman acı aci gülümsemis… “Tam bekledigim gibi” diye mirildanmis.
Bati ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi söyle
okurlarmış:
“THE GOD IS NOW HERE”
Yani: “Tanrı ÅŸimdi burada”…

Bilgisayar acemisi (Komik Olay)

WordPerfect’in yardım hattında banda alınmış bir telefon
konuşması. Bu konuşma sonrası helpdesk elemanı isinden
kovuluyor. Kovulduktan sonra da ÅŸirketi kendisini
“Gerekçesiz” isten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
İşte Telefon Konuşması :
- Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa
programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir “C” harfi görüyor musunuz?
- Bir “hece” mi…
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mi?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi… Çalıştığını
gösteren küçük bir lamba var mi?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu
giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı
mi bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek
kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı
olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı
diye bakin.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına
baksanız….
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için
bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık
yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım…!(kısa bir sessizlik)
Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi
paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mu?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceÄŸim?
- “Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım”
diyeceksiniz…

Alınıtıdır, emeÄŸi geçenlere TeÅŸekkurler…

Bu yazı frost tarafından yazılmış toplam 1488 kere bugün ise 6 kere okunmuş. Şu anda bu yazıyı okuyan 1 kişi var.

Etiketler: , , , , , , , ,


“Ders alinacak hikayeler..” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. dirayet

    yapmış olduğunuz çalışma çok harika allah razı olsun bu esnada hikayelerde gayet ders niteliğinde inan sitenden bir çok konuda istifade ettim bilgisayarla alakalı bilmediğim bir çok özelliği sitenizden öğrenmiş oldum teşekkürler.ayıorca siteni biloguma ekledim herhalde müsade edersin.

  2. frost

    tesekkur ederim okumaniza sevindim. tabii ki blogunuza ekleyebilirsiniz sevinirim ii gunler..

Yorum Gönder